More servicesWindows Live
HomeHotmailSpacesOneCare
 
MSN
Sign in
 
 
Spaces home  ♪ DoLuNaY ♪PhotosProfileFriendsMore Tools Explore the Spaces community

♪ DoLuNaY ♪

Acılar yükselip duruyor Durulmadı gitti kıyılarım Fırtınalar tiryakisi Gemilerin kaptanıyım Acılar batırmaz bu gemiyi Sensizlik batırmadıkça İflah olmaz bu deniz feneri Gelip sen yakmadıkça...
Video Klipler

Rüya Gibi Bir Günün Ardından

 

Her şey bir film gibiydi ve film başlamıştı artık. Güzel bir gün mükemmele dönüşmüştü bir anda seni gördüğümde. Her şey o kadar mükemmeldi ki sanki rüyada gibiydim. Tıpkı, tıpkı bir filmin kahramanları gibiydik. O kadar pürüzsüz bir aşkımız vardı ki seninle, filmden bir farkı yoktu. Tek fark ''bu filmin her karesinin'' tekrardan başlayıp ömür boyu süreceği… Vakit gelmişti artık, bu mükemmel gün gitgide hüzne dönüşüyordu. Seni bir hafta görememek bile acı veriyordu bana. Zaman dursun istiyordum, herkes donsun bir anda. Zaman sadece bizim için akacaksa aksın! Keşke sana gitme demek çok zor olmasaydı. Bu kadar acı vermeseydi arkama dönüp baktığımda içimde akan gözyaşlarımla. Bu aşk için çok ama çok teşekkür ederim sana.

Kukla Mıyım?

 

Kendimi gülmeyi seven bir insan olarak bilirim. Fakat geriye dönüp baktığımda niye bu kadar gülüyorum diye düşünmeden edemiyorum. Elinde olan her değeri kaybetmeyi başarabilmiş. Bir insanın bu kadar gülmesi neden? Belki kendimi oyalıyorum ister istemez. Gece olup kafamı yastığa koyana kadar geçen zaman boyunca uyuşturuyorum kendimi. Bilemiyorum. Ne olduğunu, ne için yaşadığını bilmeden yaşamak çok garip aslında. İnsan olup olmadığımdan bile şüphe ediyorum. Bu kadar hayal kırıklığı yaşayıp gülmeyi başarabilmek veya daha kötüsü gülmeye zorlamak kendini. Kuklayım sanırım, iplerinin kimin elinde olduğu bilinmeyen bir kukla. Sanırım sahibim önce bir sürü dramda oynatıyor beni sonra dalga geçer gibi komedilerde başrol veriyor. İyi mi yapıyor acaba? Neden ya çok mutsuz ya da çok mutlu oluyorum? Evet, kesinlikle bir kuklayım. Tahtadan yapılma ucuza mal olmuş bir kukla. Sahibini bile bilmeye hakkı olmayan adi bir oyuncağım sanırım. İnsan olmak nasıl bir his acaba? Özgür irademizle hareket etmek nasıl bir rahatlık? Keşke şu omzumdan aşağı sarkan iplerim olmasa da bende hayatın tadına bakabilsem.

Kırıldım

 

Bir Ceyhun Yılmaz şiirine saklarım seni. Gecenin üçünde, gecenin beşinde bezen. Bir kapı kolu gıcırtısından ürker çocuksu yüreğin bilirim. Bu yüzden açarım sesini sessizliğimin, incinmesin sakın diye yüreğin. Hep bir ağızdan söylenen şarkılara yas tutarım sensizliğin günlerinde. Bir şarkı açarım kimsenin duymayacağı. Ağlatır, ağlatır. Saatler ilerlemez ben hüzünlenirken. Her damlaya siluetini çizerim. Bilmediğim, gitmediğim, gitmeyeceğim şehirlere saklarım gözlerini. Yıllanmıştır artık uğruna hüzünlendiğim geceler. Nahoş bir sabahtan dem vurur gelgitlerim. Her defasında adını kazırım düşlerime. Düşlerim, seni düşlerim. Şimdi kar yağıyor bu şehre. Ve sen bensiz ısıtıyorsun yorgun yüreğini.

Aşk Sensin

 

Yalnızlık kelepçe olmuş bileklerime. Sanki kalbim bir zaman tünelinde oyalanıyor öylesine. Sensizde günler geçiyor desem de, geçmiyor işte. Bazen olmadık zamanda geliyorsun aklıma, ama zaten aşk yaşanmaz ki saat meftunuyla. Buralara yaz geldi, ama kalbim hala sonbaharda. Durmadı yaprak dökümü ne yaptıysam da. Soğuk bir rüzgâr sarıyor benliğimi, hiçbir ten ısıtamıyor bedenimi. Ayrılığı kader olarak kabullenmiyor yüreğim. Bir daha aşık olmak mı? Asla. Eğer sebebim aşksa, aşk sensin. Kim bilir sen şimdi nerelerdesin.

Silinmeye Başladım

 

           

 

 

Senin için yazdığım şiirleri
Dün teker teker okudum
Nasıl sevmişim bir zamanlar
Örneğin bu yüzden yıldızları
Bunca mavisini göklerin
Fark etmemiştim şimdiye kadar
 
Bari bari beni eski bir tanıdık diye hatırla
Tut ki ölümsüz anlar yaşadık seninle
Bana sevgiyi öğrettin yalnızlığı
Bir de uykusuz gecelerde kurduğum
O acılı umutsuz hayalleri

Şimdi uzaksın bir karanlık öte
Ay ışığı yok karanlık her gece
Şu sokak başı buluştuğumuz köşe
Mahalle yolu tozlu ıslak perdemde

Sanki aradan yıllar geçmemiş
Beraberiz mutluyuz güven içinde
Öyle zor ki yokluğuna inanmak
Fark etmeden içim içimi yemiş

Bu aşk içimde aynı hızla akarsa
Önleyemem diyorum O içimden gitmezse
Belki belki bir gün ben giderim bilemiyorum

Aralık kapıdan karanlık geliyor örtmeliyim
Kimsesizliğim duyulsun istemiyorum
Ben ben sana susadım masumluğuna
Donuk bakışlarım gözlerini arıyor
Ne olur yaşadıklarımızın sevgimin hatrına


En azından hiç olmazsa
Beni eski bir tanıdık diye hatırla

 
 
 
                                                                                         
 
 

Artık silinmeye başladım hayattan
Gezmekten, tozmaktan, arkadaşlardan ve dostlardan
Sen benim tek gayemsin her ne kadar bilmesen de
Ve sen benim tek beklentimsin her ne kadar gerçekleşmesen de

Aslında sana anlatmam gereken o kadar çok şey var ki
Seninle paylaşmak istediğim o kadar çok şey var ki..
Örneğin günlerce haftalarca tek bir yerde çakılıp kalışımı
Yada yada haftalarca arabamda aynı şarkıyı dinleyip herkesi çileden çıkarışımı
Bazen yemek yemeyi bile unutuşumu
Yağmur yağdığında elimde bir bardak kahve balkona koşuşumu
Ve şiir yazmaya çalışırken hayallerimde yine seni buluşumu

İçimde ‘ya olmazsa’ korkusu dilimde aşk şarkıları
‘Aşk bu olsa gerek’ diye söyleniyorum kendimce
Bazen işim çıkıyor bir yerlere gidiyorum,
Geri dönmek için sabırsızlanıyorum,
Artık alışkanlık oldun bende
Her gün en az üç dört saat Erhan dinlemezsem ve seni görmezsem olmuyor.

Artık silinmeye başladım hayattan
Elimde gitarım ve her an yanımda bir kağıt kalem
Seni söyleyip seni çalıyorum
Kağıtlara seni yazıyorum
Uyku diye seni uyuyor gündüz diye sana uyanıyorum

Her ne kadar hiç bir şey bilmesen de
Belki de; belki de bilmek istemesen de
Ben bu sıralar böyleyim işte yaklaşık beş aydır aşk denen şeyde
Sahra misali uçsuz bucaksız bir çöldeyim

Beni tanıyan herkes anladı bir şeylerin ters gittiğini
Herkes soruyor ‘ne oldu ters giden ne?’ diye
Sadece gülümsüyorum, cevapsız susuyorum günahları boynuna
Dualarımda, rüyalarımda, hayatımda ve en önemlisi kalbimde ve aklımda
Koskoca bir yerin var sen her ne kadar bunu umursamasan da

Hani herkesin hayatında unutamayacağı bir köşe olur ya,
Benim ki sen oldun işte, seni unutamıyorum çünkü
Bir an bile aklımdan çıkmıyorsun, her günüm seninle geçiyor
Her şarkım sana hitap ediyor ve her şiirim seni söylüyor

Afedersin eğer bir an olsun rahatsız ettiysem.
Sana kötü olarak anacağın bir anı bıraktıysam
Yada yada sana sormadan kalbimde koskoca bir yer açtıysam
Seni bir an bile aklımdan çıkaramadıysam Afedersin
Çünkü bunların hiçbiri elimde değil

Oturup sana saatlerce anlatmak isterdim bana ne anlam ifade ettiğini
Saatlerce sana bakmak isterdim, beni anlamanı isterdim
Senin için belki bir deli belki bir divaneyim
Belki de hiçbir anlamı olmayan birisiyim kim bilir..
Ama şairin dediği gibi Sen dünyadaki herkes için
Herhangi biri olabilirsin ama herhangi biri için dünyalara değersin..

Belki de sana anlatmak istediğim daha çok şey vardı
Bana seni anlatan şiirler vardı aklımda, hepsini unuttum
Senden öyle bencillik edipte beni anlamanı isteyemem
Ama sana duygularımı anlatırım eğer beni dinlersen

İşte tüm derdim tüm problemim aynı zamanda
Tüm heyecanım tadım tuzum ve tüm çözümüm bu
Sana anlatmadan edemedim ne olur anla
Seni sensiz yaşıyorum ne olur beni bu darda bırakma!!!!

 

Bu şiir ile ilgili tüm haklar şaire veya vekil tayin ettiği kişiye aittir 2004
 
             ..:: M.E.N ::..
           M. Erdem NAZLI
 

9 Ocak l Tüm Müzik Marketlerde

 
Image Hosted by ImageShack.us

1 Her yanım ayrılık

2 Dolunay

3 Sorma

4 Bu değil

5 Sakın ağlama ardından

6 Hasretim sarhoş

7 İki yabancı

8 Tuhaf

9 İçimde sonbahar

10 İki yabancı ( Piano version )

11 Mevsimler ( Yeni düzenleme )

5. Mevsim

 

Ömrü bir mevsimler zincirine benzetirim ben.

0 - 10 yaş arası kayıp mevsim...

Hiç farkında olamadan geçer her şey, tozpembedir hayat, ailemizin sıcaklığı ve güveniyle korkusuzca harcarız bedava bulmuş gibi...

10 - 20 yaş arası kıştır, bembeyaz her yer daha tek karanlık iz görünmez ömür sayfasında, karda yuvarlanır ya da kayar gibi geçer günler. En büyük derdimiz sıkan derslerdir, o yüzden okuldan kurtulacağımız günleri bekler dururuz. Kıymetini ancak yıllar sonra anlarız okul yıllarının.

20 - 30 yaş arası ilkbaharıdır ömrün, ışıl ışıl yaşanır yeşillenirse birde gönüller...

30 - 40 yaş arası yaz, sıcacık ve delidir damarlardaki kanlar. Güneşin etkisiyle olgunlaşmaya yüz tutar aydın beyinler.

40 a gelince ömürde mihenk taşı tekâmüle ermiş, olgunlaşmış ne istediğini bilen insandır artık o yani sonbahardır...

Gelecek ile ilgili fazla planlar yapılmaz çünkü dökülmeye başlar ömür ağacından yapraklar...

2006 da 41. senem düştü ömür ağacından. Benden bir şeyler mi götürdü yoksa ekledi mi?

Öyle farkındayım ki yaşadığımın, var olduğumun. Tek tek, gün gün aklıma kazındı 2006... Geçen her yılı doldurdum heybesinin 2 gözüne kattım, önüme acı vermiyor artık hiç bir şey. Olgunlaşmış, kabuk bağlamış yüreğime...

Hüzün sarısını, altın sarısı gibi görüyor bu güzel olgunluğa doymuş gözler. Senenin başı ile sonunu yaşadığımız şu günlerin pek bir farkı olmadı aslında, dalgalanma olmayınca ruh dünyamda. Huzurlu bir iklimde yürümüş tünelin sonunu görmüş gibiyim 2007 diğer ucunda…

Daha ölçülü, daha dikkatli yaşama zorunluluğu getirdi bu yıl bana, içinde sonbaharı barındırıyor ya... Her günü sanki kömürün elmasa dönüşü gibi, midyenin içinde saklanmış bir kum tanesinin inciyi oluşturması gibi geçti bu yıl benim için...

Bütün gayretimle yenilendim, etrafıma faydalı olmaya çalıştım. Sevgi verdim her canlıya, çiçeğe, böceğe maliyeti sıfır geri dönüşü bol...

Ayrıntıları gördüm insan yaratılışında ki.

Kendimi buldum aslında, hep buraya aitmişim ama bilmiyormuşum. Bana büyük bir kazancı 2006 nın. En sıkıntılı anlarda bile döndüğümde bu sayfalar silindi her şey beynimden.

Keşke dememeyi öğrendim 2006 da çünkü keşke hiç bir kapının anahtarı olamazmış... Anahtarsız kapı açmaya uğraşmaktansa yeni kapılar aramaya ömür girdabında...

Bana keyif veren ve ömrümün en güzel geçen 3 haftasını yaşadım bir projeye dahil olmakla, bizde var olan ve hiç farkında olmadığımız okur-yazarlığımızın nasıl ışık olup çaresizlere çare olabileceğini öğrendim bu yılın finalinde…

Belki bir 9 yıl daha geçecek böyle sonbahar dahil yaprak dökerek, sonra ömrün 5. mevsimi başlayacak… sonsuza dek sürecek…

Ayna'dan Yansıyanlar

 
AYNADAN YANSIYANLARDA BU HAFTA..

Bu hafta programımızda birbirinden renkli konuklar yine sizlerle olacak.

İlk konuğumuz, a capella müziğinin ülkemizdeki temsilcilerinden Vokaliz grubu. Üstelik programımızda bir ilki gerçekleştirerek perküsyon eşliğinde seslerini kullanacaklar. Hem de canlı canlı...

Gelelim gecenin ikinci konuğuna; kaliteli sesi ve en güzel parçalarıyla Göktan sadece Ayna'dan Yansıyanlar seyircisi için söyleyecek. Hem de capcanlı bir performansla...

Son konuğumuz ise on parmağında on marifet olan biri; Akasya Asiltürkmen... Son zamanların aranan yüzlerinden olan başarılı oyuncu aynı zamanda müzikte de iddialı olduğunu gösteriyor...

Veee tabii ki Erhan Güleryüz, Ayna ve program orkestrası her zaman olduğu gibi en güzel şarkılarını canlı canlı Ayna'dan Yansıyanlar'da söylüyor... İsterseniz İstanbul Tepebaşı Stüdyo'muzda programı bu muhteşem atmosferde izleyebilirsiniz. Canlı yayın konuğu olmak için bu fırsatı DEĞERLENDİRİN... Siz siz olun 30 kasım cuma akşamı aynaya bakmayı unutmayın, Ayna’dan Yansıyanlar’ı kaçırmayın diyoruz...

Web Adresi www.aynadanyansiyanlar.com

Canlı Tv TRT INT

 

   

  

 

30 kasım cuma akşamı yayınlanan Ayna'dan Yansıyanlar programında neler oldu neler...

Ülkemizde a capella müziğini yaşatan grup Vokaliz muhteşem bir performansla seyircileri coşturdu. Hem de canlı yayında bir ilki gerçekleştirip perküsyon eşliğinde müzik yaparak gösterdikleri başarıyla herkesi büyülediler. Seslendirdikleri "Ham Çökelek" ve "Rakkas"ın kıvrak ritimleriyle seyirciler yerlerinde oturamadı adeta...

Yumuşak sesi ve duygusal yorumuyla Göktan, seyircileri derinden etkileyerek stüdyoda romantizm rüzgarları estirdi. Yeni albümünden şarkılarını duymak ilk olarak Ayna'dan Yansıyanlar seyircilerine kısmet oldu. "Her Yanım Ayrılık" ve "Dolunay" şarkılarını Göktan söylerken Erhan Güleryüz de gitarıyla eşlik etti...

On parmağında on marifet olan Akasya Asiltürkmen ise tüm maharetlerini Ayna'dan Yansıyanlar'da sizler için sergiledi. Güzelliği ile büyüleyen, yetenekleri ile şaşırtan Akasya Asiltürkmen'le tiyatro ve oyunculuk üzerine sıcak bir sohbet gelişti...

Erhan Güleryüz sizin sesinizi tüm dünyaya duyurmaya niyetli... Bu hafta da Konya'dan Rahim Şakacı'nın şiiri "İlk Gözağrım"ı notalara dökerek herkesle paylaştı...

Ve tabii Erhan Güleryüz de her zaman olduğu gibi sımsıcak sohbetleri ve özlenen parçalarıyla doyumsuz bir program daha yaşattı. Hele programın kapanışında Vokaliz grubu eşliğinde söylenen "Ceylan" şarkısıyla adeta programın tadı damağımızda kaldı. Siz siz olun bu hafta da aynaya bakmayı unutmayın, Ayna'dan Yansıyanlar'ı kaçırmayın...

Bu Ay Okuduklarım

 
 
Gülmeyi, ben bilirim; en âlâsından, katıla katıla...
Güldürmeyi de bir o kadar.
Ağlamayı ben bilirim; en acısından, hüngür hüngür...
Ağlatmayı da bir o kadar.
Sevmeyi bilirim, derinden.
Korkmayı bilirim,
öfkeyi,
endişeyi,
tereddüdü,
utanmayı,
dağıtmayı,
yenilgiyi, zaferi,
uykusuz geceleri,
"acaba"ları,
"yaşasın"ları,
fırlamalığı,
eğlenmeyi deli gibi,
bilirim... İnsanım.
 
İnsansı şeylerle dolu, anı çıkışlı bir dolu gerçek öykü...
Güzel, güldüren tarafından çoğu.
Çocuk kalbi, çocuk gözleri ile; azıcık hınzırca ama!
Yazarken çok eğlendim.
O 5 yaşındaki Parla'yı da bugünkü 50'lik kadar çok seviyorum vallahi
ve bu kitap o fıldır fıldır gözlü ufaklığın büyümesinin
komik, şaşırtıcı ve belki de hüzünlü kitabı.
 
 
Dostoyevski (1821-1881), sadece Rus değil, dünya edebiyatının da temel isimlerinden biri. Yazdığı romanların neredeyse hepsi klasikler arasına girmiş olan bu ünlü yazar, insanın iç dünyasını çok iyi yorumladığı, psikolojik yönü ağır eserleriyle dikkat çeker. Rus toplumunu en ince ayrıntısına kadar incelerken evrensel bir bakış açısı getiren Dostoyevski, "Yeraltından Notlar"da insanın iç dünyasından dışarıyı gözlemlemeyi yazar. Bireysel ve ruhsal dünyadaki gelişmeleri ve değişmeleri dış şartlar göz önüne alınmadan sadece birey gerçeğinden yola çıkarak çözmeye çalışır. Dostoyevski’yi anlamak için anahtar bir eser olan "Yeraltından Notlar"a aslında insanın kendi içindeki yolculuğu da denilebilir.

Bir Dost'a

 

Hey! Sen diyebildiğim herhangi biri! Kapımı çalmayacak mısın? Ya da telefon tuşlarına uzanmayacak mı ellerin? Aylar oldu farkında mısın? Ne yalnızlıklar büyüttüm. Bunu bir tek sen biliyorsun. Aylar oldu. Belki de yıllar. En fırtınalı gecelerimde sığındığım limanlar oldun. En arayışlı dönemlerimde bana ortak oldun. Bazen kendimleydim, bazen yalnız. Senin olduğun zamanlarımda ikisinden de uzak. Otuzlu yaşımın çoğunda vardın. Seninle yaşadım. En büyük acılarımda, yalancıktan mutluluklarımda, tatlı hasretlerimde, mayhoş hüzünlerimde yanımdaydın. Beni, benim kadar tanıyordun, biliyordun. Hakkımda bilmediklerin benimde bilmediklerimdi. Bilmediğin sırlarımda henüz kendime itiraf edemediklerimdi. Aylar oldu farkında mısın? Büyüttüğüm son yalnızlıklarımdan haberin yok. Çünkü benden haberin yok. Oysa paylaşacak şeylerim çok. Vakit çok geç oldu. Kapımı çalmayacak mısın? Ya da telefon tuşlarına uzanmayacak mı ellerin?

Terk Edilmek

 

Bir sevgilinin terk edişi alt üst eder hayatı. Geceler bağlanmaz bir türlü sabaha. Yanlışlarla ve hatalarla dolu bu hayatta, bir hata daha eklenmiştir farkına varmadan nasıl olduysa. Artık yüreği kopmuştur senden, döndüremezsin bir daha. Önce bocalarsın, ne yapacağını bilemezsin. Daha sonra yüreğinde yaşatmaya başlarsın. Seni seviyorum dediği günlerden şüphe duyar, hepsi birer yalan mıydı diye kendine sorarsın. Belki de yalan olduğuna karar verirsin, öyle olduğunu bildiğin halde yinede sevmeye devam edersin. Unutmak zorunda olduğunu bilirsin ve kendine söz verirsin ama kalbin beynine bir kere daha ihanet eder. O, artık her gece uyumadan önce düşündüğün tek olay, her sabah uyandığındaysa aklına gelen ilk kişidir. Artık bedenin yalnızlığın içinde kaybolmaktadır, belki de tek dostun karanlık gecelerdir. Artık sonu olmayan bir yola girmişsindir, yapabildiğin tek şey dönmeyecekte olsa umutla beklemektir. Ve günler, aylar birbirini kovalar, içindeki umut tükenmeye başlar. Kalbin biçare çekilmiştir köşesine, küsmüştür artık ondan başka her yüze. Bilirsin ki hayat sürüyor, böyle devam edemezsin ama onsuz yaşamayı da sürdüremezsin.

Ayrılık Zamanı

 

Aşk, sonlandırılmış bir tiyatro sahnesinin hayallerdeki devamıydı benim için, oysa şuan devam eden sadece hayallerimdi. Beynimdeki düşüncelerle yaşamak isteyen, avını gaddarca öldüren ama öldürürken acı çeken bir varlık haline dönüştüm. Yaşamak, sadece kalbinle, işte en son yapacağım şey oldu benim için. Durmak gerekir bazen bilmediğin bir istasyonda ve neler yaşayacağını bilemeden. Bilinmeyen bir yolun çizgisinde ilerlemek önünü görmeden, zor olanı seçti bu sefer beynimdeki kalbim. Ayrılık kararını verdirdin bugün bana, oysa ben seçmedim senden ayrılmayı. Seçimini sen yapmıştın, yalanlarla doldurarak hayatını. Hayatını alt üst ettiğin gibi beni de cehennemim ortasında bırakıp gittin, sadece kendini kandırmıştın hâlbuki. Sadece yalan söyleyerek mutlu olacağını zannetmiştin. Oysa kendinle dalga geçer oldun haberin bile yok. İçim acıyor ama ben acıyı bile hissedemez oluyorum ruhumda. Seni mutlu etmenin canını acıtmak olduğunu anlayamadım, anlayamadım seni sevmenin bu kadar zalimce olacağını, göremedi gözlerim aşkın büyüsünden gerçekleri. Sen beni kandırdın aşk yalanlarıyla. Nasıl da bu kadar değişebildin bir anda. Nasıl da seni her an mutlu etme heyecanı varken içimde değişebildin. Devamlı sorular sorar oldum kendime ama kendimle mi konuşuyordum onu bile anlayamaz oldum artık. Ayrılık, hala nasıl bir duygu olduğunu anlayamadığım bir tür oyun sonrası yorgunluk bedenimde, kalbimde. Ayrılık, bütün benliğimi benden almaya çalışan, geçmişime yaralar açan ve beni dünyayı yaşanılası bir yer olamadığına inandırmak isteyen koca bir acı. Daha nereye kadar yaşayabilirdim ki bu acıyla. Ayrılık zamanı artık, sen beni boş vermişliğin ortasında bıraktın. Suçlamıyorum seni biliyorum ki kimse böyle olsun istemezdi, sen bile. Bıraktın beni o kan dolu, o hüzün dolu, o intihar dolu hayatın ortasında. Güçlü olamadım, alışmıştım senle yaşamaya çünkü. Alışmıştım kurduğumuz hayallerin gerçek olacağına, bana aşkı inandırmıştın oysa.

Sadece ve Sen Şu An

 

Senden yarım kalanları tamamlıyorum şimdi ya da tamamlama çabasında sadece ve sen şu an bir telefon hattında öylesine kırılmış, hüznün son kızıllığını yaşarken ve ben hattın diğer tarafında öylesine çaresiz yorgunluğumla birlikte ancak susabilirken, yoksun. Sen yokken, bilinmez coğrafyalarımda, kayıp sokaklarımda, soluk fotoğraflarımda biz vardık. İstanbul hep yitik ve her defasında yitirildi biz tarafından. Senden istemeyi istemediklerimle, yalnız seni düşündüklerimle öldürüyorum bu kenti ve seni. Gecenin sakladığı, gündüzün ortaya çıkardığı sonsuz çığlıklarımla yatmak üzereyken, görmek çabasındaki rüyalarımla, tek bir mum feryadıyla sesin kulaklarımdayken, ben kaçan uykularımla yaşamayı öğreniyorum. Ya sen, her keresinde sen ve her keresinde ben, özlemim, özlemin, özlediğim, özlediğin, hep özleyeceklerimiz. Seni var etmeye çalışıyorum, olmadığını, olmayacağını, olamayacağını bile bile! Oysa sen başka bir yerde varsın, orada olacaksın, orada olmalısın da (orada olmanı istemesem de!). İşte hayat! Çaresizlikleriyle, çıkmazlarıyla, karamsarlıklarıyla, mavimsi hüzünleriyle, güneşin şavkıyla devine duran bayat bir hayat! Pembeden, mordan boyadığımız çocukluklarımız vardı, (gün olur hatırlar da belki yolculuk etmek gerekir diye bir köşeye sıkıştırdığımız), yeşilli sarılı bilyeleri yuvarladığımız toprak parçacıklarımız vardı. Küçük çukurları her seferinde zamanlı yağmurlar bozar, yuvarlanmaktan yorulmuş bilyelerimizin yeşilleri, sarıları, çamurdan gözükmez olurdu. Öylesine sıradan yaşamlarımızda, ufaktan kurmaya başladığımız umutlarımız bir avuç gökyüzüydü sadece. Mavisi beyazına karışmış, biraz da yaşlanmış güneşlerimizin bıraktığı kızıl kırmızısı izlerle, göklerimize çizmek zorunda olduğumuz yalnızlıklarımız vardı. İşte bu kadardı yaşam, işte o kadardı. Son vapur da ayrıldı limandan. Ben iskelede, sen iskelede, biz son vapurda. Limanda kalansa terkedilmiş gölgelerimiz. Halatlar arasına sıkışansa ilişkimizdi hiç olmayan, hiç olamayacak olan, hem olanaklı olan olamamazlıklardı aslında. Uçup giden hep martıdır. Denize yakın olan, bize uzak olan hep martılardır. Dedim sana, aslında karada olan hep martılardı, gökyüzünde olansa hep bizdik. Hep bizdik denize yakın olan! dedin bana. Biz diyordun ya? Sen ve benden oluşan bir teklik, tek olarak sen ve beni simgeleyen bir bizlik! Gerçek miydik yoksa bir izdüşümü müydük sadece? Sadece bir yansıma olmak ne kadar da acı verici. Olmama olasılığı, gerçek olmama olasılığıyla gerçek olmaya çalışmak ve başarmak sonunda ancak bir son olarak başarmak aslında başaramamak.

Serdar (Uyku Sersemi)

 

Radyo Vatan

Günaydın…günaydın…günaydın…

Bağırır durur tam 10 yıldır, amacı show yapmak değil hayatı paylaşmak. Sabahın köründe kalkıp radyo ya gelir, bir ayağı yatağın içinde diğer ayağı yatağın dışında…Uyku Sersemi aldığı her nefesin değerini bildiğinden sabahın köründe sizler için mikrofon başında yerini alır.

Hafta içi her gün sabah 07:00’de bir ayağınız yatağın içinde öbür ayağınız yatağın dışında kaldığınız zamanlar açın radyo yu bir kulak verin bakalım....

Bir ayağı yatağın içinde bir ayağı yatağın dışında tavanı seyredenlerin programı

Uyuşuk uyuşuk ortada gezenlerin programı

Karpuz kabuğunu denize atmayanların programı

Atanlara küfür edenlerin programı

Küfür edenleri destekleyenlerin programı

Desteklerin yanında aynı derecede yine içi acıyanların programı

Facebook 'Uyku Sersemi Dinleyenler' Grubunda Yaptığı Açıklama

PİŞT DİNLEYİCİ
SİZE BU KALBİM KADAR TEMİZ GRUBU AYIRDIĞIM İÇİN AFFERİN BANA
AMA SİZE Bİ İİİ HABERİM VAR Bİ DE KÖTÜ ÖNCE KÖTÜ HABERİ VEREYİM BEN ARTIK RADYO VATAN KADROSUNDA DEĞİLİM YANİ BU DEMEK OLUYO Kİ UYKU SERSEMİNİ ARTIK SABAHLARI DİNLEYEMİYECEKSİNİZ
HAAAA ŞAKA DEĞİL VALLA İİİ HABERE GELİRSEK ARTIK SERDAR NEDEN BU KADAR ŞARKI ÇALIYOSUN KONUŞ ARTIK DEMENİZE GEREK KALMIYCAK. Bİ SÜRE KENDİMİ DİNLENDİRMEYİ DÜŞÜNÜYORUM SONRASINDA BAŞKA Bİ RADYODAN YİNE SABAHLARI BAĞIRIRIM
GÜNAYDIN GÜNAYDIN GÜNAYDINNNNN
O GÜNE KADAR KENDİNİZE ÇOK AMA ÇOK İİ BAKIN.TEKRAR TEKRAR HERKEZE ÇOK ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM.BENİ DİNLEYİP DEĞER VEREN HERKEZE KUCAK DOLUSU SEVGİLER

SON KEZ
PİŞT DİNLEYİCİ UYKU SERSEMİ BİTTİİİİİİİİ...

ANI YAŞAYIN VE ALDIĞINIZ NEFESİN DEĞERİNİ BİLİN
SİZİ SEVİYORUM VALLA

UYKU SERSEMİ
SERDAR GÜMÜŞ

Bu Ay Okuduklarım

 

“Hiçlik mi? Şu villalarına, halılarına, tablolarına ve kenara köşeye yığdığın diğer şeylere ne demeli? Buna hiçlik mi diyorsun? Ve çıktığın geziler, bindiğin arabalar… Daha da devam edebilirim.” Dosyayı kapatır ve İshak’a bakar. “Hiçbir şeyi olmayan benim. Karım çocuğumla tek göz odayı paylaşıyorum. Ayağımızın altında tek bir kilimimiz var, geceleri yatarken de yer döşeğini onun üzerine seriyoruz. Fırınımız falan yok, bir gaz sobamız var o kadar. İki yıldır oğlum aynı ayakkabıyı giyiyor, çünkü ona yenisini alamıyorum. Sonunda parmakları gelişebilsin diye ayakkabının burnunu kesmek zorunda kaldım.”

“Evet, ama şimdi bir benim halime bak, bir de kendininkine. Burada oturmuş, kaderi senin ellerinde olan benim. Gardırobu ayakkabı dolu olan kızımın babasının nerede olduğundan haberi bile yok. Ayakkabılar onu kurtarabilir mi? Ya arabalar beni?” Yakın zamanda okuduğu satırları anımsayarak Kuran’dan bir alıntı yapar: “Elleri kurusun Ebu Leheb’in, kuruyacak da. Ne refahı reva olacak ona, ne kazandığı…”

Dalia Sofer’in kendi yaşam öyküsünden esinlenerek yazdığı Şiraz’ın Eylülleri, İran’da 1979’daki devrimden sonra yaşamı altüst olan Tahranlı bir aileyi anlatıyor.

 
“Olağanüstü bir roman. Istırabı anlatan bir kitap ancak bu kadar güzel, zarif ve aynı zamanda dokunaklı olabilir.”
-Claire Messud, New York Times Book Review

Yazdığı "İstediğiniz Kişiye Sekiz Dakikada Nasıl Evet Dedirtirsiniz" ve "Gizli İkna Taktikleri" ile büyük ün kazanan ve çok satan Kevin Hogan bu kez hayatımızı yeniden gözden geçirmemizi sağlayacak harika bir öyküyle karşımızda.

"Hediye" aslında sizin, benim, hepimizin hikâyesi…

"Hediye" kalplerimize dokunuyor, çünkü hayatın gerçek anlamını ve bizim için ne ifade ettiğini ortaya koyuyor.

Birisinin gülmesine vesile olduğunuz zamanları düşünün…

Başkalarının hayatına anlam kattığınız zamanları düşünün.

Gençlerden öğrendiğiniz ve hayatınızı etkileyen olayları düşünün.

Genç olduğunuz zamanları hatırlıyor musunuz?

İmkânsızlıklar içinde de olsanız, geçmişte zevk aldığınız, eğlendiğiniz anları düşünün. Sonra da şöyle bir zihninizi yoklayın bakalım, son zamanlarda geçirdiğiniz harika bir günü, attığınız büyük bir kahkahayı hatırlıyor musunuz?

"Hediye"de sevginin gerçek anlamını yeniden öğrenecek ve sevdiğinize verebileceğiniz en iyi hediyenin ne olduğunu öğreneceksiniz.

Doğum Günün Kutlu Olsun

 
 
Baharın solup güz olunca,
Gül solup çalı olunca,
Güneş seni ısıtmayınca,
Dost dediklerin bir bir satınca,
Rüzgâr kulağına yalnızlığı fısıldayınca,
Aklın seninle kafa bulunca,
Elinde bir kâğıt bir kalem kalakalınca,
Yollar ırak, odalar dar olunca,
Bu şehir seni avucuna alınca,
Yağmur kokusunda aşk kokusu arayınca,
Delirdiğini düşünmeye başlayınca,
Her sıcak gülümsemede sevgi arayınca,
Bulduğun her fırsatta içini dökmeye başlayınca,
Aynada gördüğünü tanıyamayınca,
Kurumuş yapraklar gibi gönlün kuruyunca,
Yalnızlığın ağıtı gönülden dile varınca,
Dalgaların sesinde gülüşleri anınca,
Gecenin karanlığında bir nefes arayınca,
Karanlığın kucağında öylece kalınca,
Saçların ağarmadan, gönlün ağarınca,
En derin alışkanlıklarından bile cayınca,
Her kahve kokusunda şiirler kulağında yankılanınca,
Gözlerin hayallerle raksa başlayınca,
Renkler solup her şey siyah beyaz olunca,
Tatlar tatsızlaşıp; kokular kokusuzlaşınca,
Her eski şarkıda aşkları anınca,
''Keşke'' ler etrafını sarınca,
''Ama'' lar seni savunmaya başlayınca
''Sonunda'' lar seni utanan bi çocuk gibi kızartınca,
Sözler seni ifadeye yetersiz kalınca,
Hisler çaresizce sancılanmaya başlayınca,
''Yine mi'' ler seni bıkkınlıkla donatınca,
Kapılar bir bir yüzüne kapanınca,
Haksızlıklar sana daha çok batmaya başlayınca,
Anlayacaksın ki; o an gelmiş olacak!!!
Ben... Seni ilk gün ki gibi seviyor, özlüyor;
Ben; seni bekliyor olacağım...
 
Doğumgünün Kutlu Olsun;
Nice Yıllara!!!
 
..:: M.E.N ::..
Mehmet Erdem NAZLI

Yağmurlar ve Sen

 

Bu sabah yağmurlarla uyandım. Bulutlar sanki bir ayrılığın habercisi gibi kapkaraydı. Nedense içimi büyük bir hüzün kapladı, öylece kalakaldım. Sensizlikten yorulmuş ellerim oldukça üzgündü. Dün geceki yazdıklarımı okuyunca, aşkın insanı hayattan alan bir duygu olduğunu düşündüm. Dışarıdaki yağmura aldırmadan saatlerce dolaştım durdum. Her kentte ayrı bir yalnızlık vardır derlerdi. Gerçekten de öyleymiş. Gittiğim her yerde ayrı bir aşk, ayrı bir yalnızlık varmış. Yazdığım her şiirin ilham kaynağı olsa da sıkıldım artık yalnızlıktan. Benimki herkesten farklı bir aşk, farklı bir duyguydu. Ama sen daha bir farklısın sanki. Hep böyle kal.

Zaman Akıp Gidiyor

 

Zaman akıp gidiyor, mevsimler değişiyor. Gökyüzüne lacivert uzanmış. Aklımda yine her gün, her an, her dakika olduğu gibi sen varsın. Islak hecelere dökülmüş hayallerim. Demek istediklerim çok, diyecek halim, dayanacak gücüm yok. Yokluğuna yazdığım yazılarla avunuyor ruhum. Bir tek sen kalmıştın benimle. Seninle tutunmuştum ben hayata. En çok seni sevmiştim, senin için baş etmiştim her şeyle. Ne zaman boğulacak gibi olsam sen gelmiştin aklıma. Daha çok gayret etmiştim ve sırf “sen varsın” diye daha çok tutunmuştum kahrolası hayata. Sonra anladım ki hayatımda birçok “sen” demişim. Gömdüm artık seni nefrete, sonsuz karanlığa. Biraz yokluğunu sereceğim zamanın önüne. Gidişine film yapıp, bir seni bir beni oynatacağım. Her karede gözlerin gelecek gözümün önüne. Her karede donup kalacak, bir yere odaklanacak düşlerim. Sensizliği kabullenemeyeceğim uzunca bir süre. Belki avutmaya çalışacağım, kendimi oyalayacağım sahte gülüşlerle ama biliyorum ki seni getirmeyecek hiç bir şey. Bitti demeye halim kalmayacak ağlamaktan. İçime atacağım gözyaşlarımı, belki de yüreğime akıtacağım bir bir. Peki, beynime anlatsam da kalbime nasıl söz geçireceğim? Bir yıkım sanki bu, uzun süre inşa edilemeyecek bir yıkım. Harabeye dönmüş ruhum. Belki kelimeler hep dillerde saklı kalacak. Karanlıklar büyüyecek avuç içlerimizde. Ellerimiz hep yabancı kalacak birbirine. Artık adımızı sayıklayamayacağız ve günlerimiz “seni seviyorum” diyemeden bitecek. Yerini dolduramayacak hiç bir şey. Kelimelerim de sen olmayacaksın artık. Sana seni seviy